Şehrin merkezinde oturmama, Aqualand’din bana 15 dk uzaklıkta olmasına rağmen 10 yıl sonra tekrar gittiğim Aqualand’a bir kez daha hayran kaldım sayın okur. 10 yıl önce verdiği adrenalini şimdi daha fazla salgılamama neden olan su parkıdır. Uzun uzun tüneller, kaydıraklar falan bir süre elim ayağım titremişti.

İşyerinden arkadaşım olan Derelio ile birlikte gittik. Zaten yaz geldiğinden beridir konuşuyorduk. Hadi gidelim gidelim derken nihayetinde dün Aqualand’e gittik. Derelio elektrikli bisikletle gitti, ben demir atımla gittim. Bisikletle bile trafiğe kaldım ya la 😀 Sabahın 10’u bi trafik bi trafik sayın okur.

Yetişkinler için tam gün aktivite 47 TL. Öğrenciyseniz tam gün 33 TL’den girebiliyorsunuz. İçerde zaten her köşe başı yiyecek içecek ama ultra zengin değilseniz hiç bulaşmayın. 22 lira verecez diye kara kara düşünürken yapacak birşey yok deyip iki orta boy pizza ve kola, doymayacağımızı düşünürekten 8 TL’ye bir tabak patates kızartması aldık. Pizza ve orta boy kola 22 TL. Çekildik masamıza nam nam nam yedik.

Biraz dinlendikten sonra dalgasız dalga havuzunda dipte oturma oyunu uynadık. Nedense ben bir türlü yere oturamadım. 5-6 kere denememe rağmen popom biraz yere temas etti ama başaramadım. Sonrası dalıp çıkma, su üstünde durma falan derken artık zombi gibi olmaya başlamıştık. Acuçlarımız ve parmak uçlarımız tövbe bismillah birşey olmuştu.

Biraz daha adrenalin salgılamak adına yine kaydıraklara gittik. İkili botla kayılan, şuan adını hatırlayamadığım beyaz geniş kaydıraktan kaydık. Sonrasında yamaç kaydırağı denen kaydıraktan atlamaya gittik ama bu benim için biraz fazla adrenalinli olduğu için atlamaktan vazgeçtim. Açık U şeklinde atlayış yeri bildiğin dimdik olan bir kaydıraktı kendileri. Atlayamadım, yapamadım. Ben de yine aynı kulede bulunan huni biçimindeki kaydırağa bindim. Uzun borudan giriyorsun, huni şeklinde bir düzeneğe düşüp döne döne aşağıya düşüyorsun. Bunda pek bi heyecan yok tabi.

Bunu da oku >  Ağzımda sakız bu konuya ne başlık gireceğimi düşünüyorum

Black Hole denilen tünel baya bir heyecanlı. Tepeye çıkıp mağara gibi biryere geliyorsun. Yukardan akan suların altından kendini  bot ile aşağıya bırakıyorsun. Ortalık zifiri karanlık. Bağırabildiğin kadar bağır. Işığı gördüğünde bir rahatlama gelmiyor değil sayın okur.

Yine tepedeki mavi beyaz denilen kaydıraklara vardık. Beyaz olan tünel şeklinde ve ilk kayma yeri felaket dik. Ben bunu atlayamam falan derken bir baktım gözlerim kapalı tünelde gidiyorum. Gözlerimi açtığımda suya düşmüştüm. İlk atlama yeri kalpten götürecek sandım ya la:D Ya bende gizli kalp olsaydı ? 😀 Ama sonra vücudum adrenaline alıştığı için normal şekilde kaymalara devam etmiştim. Sadece Yamaç kaydırağına binmedim.

Normal bir havuz, havuzun sonunda doğru bir oyuntu var. Bu oyuntunun üstünden şelale misali su akıyor. Kafaya gelince biraz acıtıyor ama omuz ve sırt bölgelerine doğru masaj etkisi yaratabiliyor. Sanki ufak ufak iğneler vücuduna batırılıyormuş hissi veriyor ama çok rahatlatıcı.

Derelio ise hepsine binmişti. Açık kaydıraktan ayakta kayma cesaretini göstermeye çalışmıştı ama her defasında yere düşmüştü. Aslında biraz tehlikeli su oyuncakları bunlar. Şunu da yazmadan edemeyeceğim. O yamaç kaydırağındaki Life Guard’lardan birisi botu eline alıp oturark değilde süpermen vari bir şekilde uçarak aşağı inmişti. Dedim çüş. Aqualand saat 5’te kapandıktan sonra sanırım orada çalışanlar kendi aralarında şov yapıyorlar. Uzun kaydırağın başında bekleyen Life Guard buradan ayakta kayabildiğini söylemişti.

Eğer Aqualand’a gidecekseniz sabahtan iyice karnınızı doyurun. İçerdeki restorantlar çok pahalı. Yazı bitti sayın okur.