Geziyorum

Bisikletle gittiğimiz Saklıkent turu ve aklımda kalanlar

1

Selam sayın insan. Aklımda kaldığı kadarıyla ayın 14’ünde gittiğimiz Saklıkent turunda ne yaptım ne ettim yazayım da sonra yazmadın etmedin demeyin.

Güne 6:30 gibi başlamayı düşünüyorduk ama o nahlet g*tümüzün yataktan kalkamama sorunsalıyla karşılaştık. +1 saat daha gere gere yatarken arkadaş aradı. Tabi ben onu aramıştım öncesinde, telefonu kapalıydı. Dedim herhalde gidemicez. Mis gibi uyurum derken aradı. Geceden hazırlığımı yapmadığım için 10/15 dk. kadar hazırlandım. Nihayet pedalı döndürmüştük. Biz mallar havanın en soğuk olduğu gün çıkmayı akıl etmişiz. Hava bi soğuk bi soğuk sormayın. Antalya gibi biryer eksi dereceleri görmemesi lazım yaw. Neyse sıkıca giyinip çıkmıştık yola, üşümemiz yoktu. Emin adımlarla yolumuza devam ediyorduk.

Uzun yola çıkmadan önce enerhi olsun diye hayvan tane milka beyaz çikolatalı gofretten tükettik. (25 tane almıştım) Çakırlar taraflarında gözlemecilerin olduğu yere vardık iki dinlenelim diye. Oturduk çay ve bazlama yaptık. Biraz ısınıp yola koyulduk. Git babam git. Bu yollar nasıl biter lan diye kendi kendime sinirlenirken baya bir yol gittiğimizi anladım. Düşünerek yolu yarıladım anasını satim. Ulan bizim neyimize 32 km rampa?

İnsan üstü yorulmuştum. Zaten pek kondisyonum da yoktu. Bacaklarım nasıl kasılıyor anlatamam. Orada olmanız lazımdı. Şişmişti lan baldırlarım 😀 Saklıkent, merkezden yaklaşık 60 km. Doyran mahallesinden sonra artık rampalar başladı. Rüzgar ve soğuk sanki içimizden geçiyordu. Bir ara aşırı rüzgardan bisikletler sağa sola çekiyordu. Korkuyordum, korkuyordum çünkü fena yorulmuştum ve Saklıkent’e gidene kadar Hipotermi olacağımızı düşündük. Terlemeden dolayı eşyalarımız ıslanmıştı ve soğukla birleşince voltranı oluşturuyorlardı. Hala bu b*ku nasıl yediğimizi düşünüyorum sayın okur. Her yiğidin harcı değildi bu yaptığımız. Ama olsundu.

iki üç saat geçtikten sonra artık rolantiye almıştık bacakları. Çok düşük viteste çıksak bile yavaş yavaş ilerliyorduk. Eğlenmeye başlamıştık. Konuşa eğlene giderken bacak kaslarımın artık tükendiğini hissettim. Bir süre yürüdüm. Sonra tekrar bisiklete bindim. Bu böyle böyle 1 km’de bir oluyordu. Arkamızdan gelen kamyonetlere el atıyorduk ama şerroların hiç birisi durup yardımcı olmadı. Dedim “İnsanlık ölmüş”.

Yavaş yavaş giderken artık son rampalara gelmiştik. Saklıkent girişindeydik. Saklıkent’ten gelen İstanbul plakalı bir çift bize tesisin kapalı olduğunu söyledi. Eğer söylemeseydi bölgeye kadar gidip geri dönecektik ve büyük eşşeklik edecektik. Gitmedik kapısına kadar. Camiye sığındık. Ekmek ton balığı ve gofretletrimizi yedik. Üstümü başımı değiştirdim, yola koyulduk.

Çıkışının saatler sürdüğü Saklıkent rampalarından iniş fena soğuktu ve aşırı üşüdüm. 1 saat kadar rampa indikten sonra Çakırlarda bir kahveye oturduk. Çay içtik ve gofretlerimizi yedik. 15-20 dk ısındıktan sonra bazlama yediğimiz yere gittik. Çünkü oradaki bir abla dönüşümüzde bize çay ısmarlayacaktı. Fakat abla ortada yoktu. Sabah bze çay getiren diğer küçük kız oradaydı. O verdi çaylarımızı. İçtik, bisikletlere atladık giderken abla karşıda beliriverdi. Falan filan konuşmalar…

Sonrasında şehrin keşmekeşine döndük. İyi hasta olmadım, gerçi biraz boğaz acısı çekiyorum ama geçiyor gibi. Bacaklarımda biraz ağrı var. 1 haftaya kadar toparlanırım. Bu şekilde uzun turlar iyi oluyor ama techizatınızın tam olması gerekiyor. Dönüşte kendi eşyalarım su gibi olduğu için arkadaşımın kazağını ve polarını giydim. Eşyalar beni eve kadar getirdiler. Saklıkent turunun aklımda kalan hali budur. Fotoğraf ve videolar için sosyal medya hesaplarıma bakabilirsiniz. Yazı bitti haydi ciao.

1

Yorum bırak