Geziyorum

20-26.07.2015 tarihleri arasında yaptığım tatilin özeti

Selam sayın okur. Bu ay, insanlık için küçük ama benim için büyük bir tura çıkacağımı yazmıştım. Öyle de oldu fakat tur için Datça‘ya gidemedim. Çünkü Datça turu yapacak arkadaşlar bayramda yola çıkmışlardı. Ben ise bayram sonu çıkacağımızı sanıyordum. Neden böyle sandım onu da bilemiyorum. Tur için kendime başka bir rota çizdim. Ya Alanya/Side yapacaktım, ya da Kemer ve ötesi…

Ben Kemer ve ötesini seçtim. 20.07.2015 18:00’da evden pedalladım (2 km. sonra telefonumu unuttuğumu farkettim geri dönüp alıp tekrar çıktım). Kemer’e giderken rampalar beni biraz zorlamıştı. İlk defa bu kadar uzun ve ağır bir tur yapacaktım. Korkuyordum biraz ama yapacak birşey yoktu. Birkere o tekerlek dönmüştü.

Yaklaşık 20:30 gibi Kemer’in girişinden geçerken neler var neler yok diye içeri gireyim dedim. 1 saat kadar gezdim ve burada bir b*k yokmuş deyip tekrar yola koyuldum. Sonrasında Tekirova‘ya yaklaşırken “Ahanda ölecem şimdi” diye diye pedalladım. Çünkü ormanlık alandan değişik sesler geliyordu. Muhtemelen yabani hayvandı ama göremediğim için korkutmuştu.

Çamyuva‘dır, Yanartaş‘tır önünden pata pata pata giderken solda Olimpos tabelasını gördüm. Dank etti kafama. Neden burada yatmıyom lan ben dedim. Olimpos girişindeki at boyutlarındaki köpek hunharca korkutmuştu. 10km’lik Olimpos yolunda başka köpek çıkmaması ayrı bir mucizeydi benim için…

Nihayetinde gece 02:30 civarı Olimpos‘a varmıştım ve karnımın acıktığını farkettim. Adını şuan hatırlayamadığım bir çorbacıda enfes mercimeğimi içtim ve sokaklarda dolaşmaya başladım. Sahile gidip çadır kurayım dedim ama güvenemedim. Bisikletim falan dışarıda kalacağı için çalarlar düşüncesine kapıldım. Çıkışa doğru ilerlerken sağ tarafta Olimpos Ada Pansiyon‘u gördüm. 10 km’lik tırmanış için popom henüz hazır olmadığından bir gece için kalacağım yer olarak seçtim. Gece olunca ortalıklarda kimsecikler yoktu. Karanlıktan ben yaşlarında biri geldi. Hiç işlem falan yapmadan 2 kişilik odaya götürdü beni. Orası rezerveliymiş ama gelen giden olmamış. O da hemen verdi odayı.

Sabah 10:30’da kalktım ve at gibi kahvaltı yaptım. Açık büfe olması durduramamıştı beni. Yedikçe yedim anasını satiim. Bu arada bir gecelik konaklama ve yemek  Ada pansiyonda 60 TL. Sonrasında gergin bekleyişe devam ettim. Saat henüz çok erkendi ve yol benim için tam bir eziyetti. Saatin 17:00 olmasını beklerken tuzlu ve sodalı ayran, sade soda ve suları lıkır lıkır gömdüm. Saat 16:00 gibi acıktığımı hissettim. Yarım köfte ekmek ve hayvani boyutlarda bir tabak patates kızartması yedim. Saat 17:00’ı yavaştan geçerken zengin kalkışı yaptım.

Anacaddeye çıkmadan kestirme yoldan Adrasan için yola koyuldum. 7 km sonra Adrasan‘a vardım. Daha önce Adrasan’a gitmediğim için sora sora sahili buldum. Sahil, merkezine bisikletle bile biraz uzak. Falan filan derken sahile vardım. Bisikletimi çektim kenara bankta etrafı seyrediyorum…

Etrafı keşfetmek için bisikletle sahil boyu aşağı yukarı yaparken burada da dışarda yatamayacağımı farkettim ve pansiyon derdine düştüm. İnternetten birkaç sörç yaptım ve herkes Deniz Hotel’in on numara bir yer olduğunu yazmış çizmiş. Aradım gecelik fiyatlarınız nedir? dedim, 80 lira beyefendi dediklerinde oha dedim içimden. Konuşmalar devam ederken yemek dahil mi? sorusuna hayır cevabını verdiler. İkinci oha’mı yaşamıştım akşam akşam. Pata pata pata pedallerken BOŞ ODA tabelasını gördüm hemen atladım. Pansiyonun adı Çınaraltı Pansiyon.  Yemek dahil 100 lira dedi ablamız. Orada kısa bir beyin fırtınasıyla beraber kalacağımı söyledim. Burada kimlik almışlardı. Akşam yemeğimi yedikten sonra hasret gidermek için eşe dosta mesaj atıp aradım. İçimde birşeyler yavaştan hareketleniyordu. Buruk bir gece geçiriyordum. Uykum gelince çekildim odaya.

Sabah oldu ve ben yine 10:30 da kalktım. Çünkü kahvaltı tatil beldelerinde 11:00’de bitiyor. Kahvaltımı yine at gibi yaptıktan sonra sahil şeridini gezeliyim dedim. Gece farkedemediğim bir kamp alanı gördüm. Bu sahne drama dalında oscar alırdı yeminlen. Aşağı yukarı dolanırken minibüsleri gördüm. Gezinmeye devam ettim…

Denizin şıpırt ettiği yerden ayrılma vaktinin geldiğini düşündüm. At gibi sıkılmıştım. Bundan sonraki turlarımda en az bir kişinin yanımda olmasına dikkat edeceğim. Antalya’ya gitmek için için pansiyona döndüm eşyalarımı toparladım. Adrasan’dan Antalya’ya her saat başı araç bulabiliyorsunuz. Bisikletimi arkaya attım ve yola koyulduk. Ben Antalya’ya kadar gideceğimizi düşünmüştüm ama öyle değilmiş. 5 TL. karşılığında ana caddeye kadar götürüyorlar. Sonrasında başka bir minibüs gelip Antalya’ya kadar bırakıyor. Ana caddede indikten 2 dk. bile geçmeden başka bir minibüs geldi. Normalde 35 TL olan ücret bisikletimden dolayı 50 TL olmuştu. Yapacak birşey yok,hemen Antalya’ya gitmeliyim diye mırıldanırken, tamam abi dedim. Neden Bisikletle gitmediğimi merak ediyorsanız aşağıdaki cümlelerden okuyabilirsiniz sayın okur.*

Antalya’ya vardığımda Konyaaltı sahilinde indim. Deniz havasını biraz daha içime çekip öyle köye* gideyim dedim. Eve geldiğimde saat 14:00 olmuştu. Duş alıp at gibi su içtikten sonra yanıma birkaç eşya alıp tramvaya yürüdüm. Arkadaşla buluşup Bademağacı Kasabası için arabayla yola koyulduk. Köye vardık ve o mis gibi tezek kokusu bizi karşıladı. ne edeyim ben zaten deniz kokusunu, bana tezek kokusu lazım…

Bademağacı Kasabası’nda iki gün geçirdik. Erik toplayıp, fotoğraf çektik. Saatler çok güzel geçiyordu. Akşam yemeği için hazırlık yapılırken çok yorulduğumu farkettim ama yıkılmadım sayın okur. Yemekten sonra başka bir arkadaşla buluşup parkta çekirdek keyfi yaptık. Sonrasında evlere dağıldık ve hönkürerek uyuduk.

Sabah huzur bulmuş bir şekilde uyandım. Dinlenmiştim. Dinlenmeye devam ediyordum. Yemek yedik falan filan derken akşam olmuştu. Eve dönüş için eşyalarımızı toparladık ve yola koyulduk. Sıradan bir yolculuk yaparak Antalya’ya varmıştık.

Yine bir duş alıp at gibi su içtikten sonra yine yanıma birkaç eşya alıp kuzenimle beraber Isparta Senirkent yolculuğu için otogara gittik. Saatler 18:00’i gösteriyordu. Bileti aldık 15 dk. bekledikten sonra yola koyulduk. Sıradan bir otobüs yolculuğundan sonra Isparta’ya vardık. Öteki kuzen bizi aldı ve Senirkent için tekrar yola koyulduk. Hunharca yorulduğumu biliyordum ama ayakta kalmak için direniyordum. Akşam yemeğini yedikten sonra sohbet muhabbet derken saati 02:00 ettik ve artık uyuma vakti gelmişti.

Ertesi gün Eğirdir Gölü Taşevi plajında mangal yapmak için hazırlığımızı yaptık ve yola koyulduk. Taşevi plajına vardığımızda hava bozmuştu. Plajda kapalı bir alan araması için kuzeni içeri gönderik derken yağmur yağdı. Kapalı bir alan bulamamıştık zaten. Sonrasında paşa paşa eve döndük. Mangalımızıda balkonda yaptık.  Nam nam yedik sayın okur. Yine sohbet muhabbet derken 01:00 civarlarında yatağa geçtim.

Sabah kahvaltı öncesi toplaşıp pazara gittik. Eve döndük ve kahvaltı yaptık kuzenlerle. Bir gece öncesinden ertesi gün planları yapıyorduk. Uluborlu Kalesi‘ne ve Evliya’ların olduğu bir köye gidecektik. Saat 15:00 civarlarında yola koyulduk Uluborlu Kalesi için…

Kaleye varmadan önce 19:00’a Isparta için bilet aldık. Uluborlu Kalesi’ne varmak için biraz rampa tırmanmak gerekiyor. Kısa kısa dinlenmelerle kaleye vardık. Vardık ama uzaktan kale gibi görünen yer bildiğin kayalıktı 🙂 Belki de biz kaleye varamamışsızdır. Tepeye yakın bir noktadan çektiğim fotoğrafa bakabilirsiniz. Hafiften esmeye başlamıştı. Terlemiştik, üşümeye başladık. Aşağı indik ve Sarısum çay bahçesinde dinlendik.  Saat henüz 17:30’du ve otobüsün kalkmasına birbuçuk saat vardı. Küçük kuzeni otogara gönderdik. Bileti erkene, saat 18:00’e aldık. 15 dk kala çay bahçesinden kalkıp hemen karşısındaki otogara gittik. Vedalaştıktan sonra yola koyulduk.

Bisiklet turuna çıkmadan önce yanıma aldığım araç gereçler

  • Pompa
  • Yedek iç lastik
  • Çadır
  • Işıldak
  • 2 adet çakmak
  • Yama seti
  • Aydınlatmalar için pil
  • 2 tişört 2 şort
  • MP3 çalar
  • Deniz ayakkabısı

Hareketli bir tatilin birinci haftasını böyle bitirdim. Tatilin geri kalanını Antalya’da geçireceğim. Tatile çıkarken kendime varış noktası olarak Kaş’ı seçmiştim fakat Adrasan’da çok sıkıldığımı farkedince turu yarıda bırakmam gerektiğini hissettim. Ne sıcak koydu ne de açlık. Bana koyan tek şey yanımda bir arkadaşın olmamasıydı…

Yorum bırak

1 yorum